MENDİL

                                                  

   İlkokula giderken, hafta sonları annemin yıkayıp ütülediği, genellikle yumuşak beyaz kumaştan yapılmış mendilimi, büyük bir özenle sıranın üzerine koyar, minnacık ellerimin temizliğini gösterirdim öğretmene. O zamanlar yalnızca okulun ve temiz öğrenci olmanın bir parçasıydı mendil. Silgi kokan sınıflarıyla, hayatımdan kayan ilkokul yıllarıyla beraber, nesnelerin anlamları da değişmeye başladı zihnimde. Yalnızca temizliği simgeleyen, gözyaşının veya burnun silinmesi için kullanılan mendilin, çok daha farklı anlamları olduğunu öğrendim babaannemden.

     Cep telefonunun adının bile zihinlerde yer etmediği yıllarda, önemli bir iletişim aracıymış mendil. Ağaçlı yollarda, su kenarlarında gezintiye çıkan genç kızlar, mendillerini kasten düşürürlermiş. Delikanlılar, mendili yavaşça yerden alır, zarif bir edayla salınarak yürüyen genç kızın arkasından yetişerek, sahibine uzatırlarmış da, bu uzatış aşkı başlatırmış çoğu zaman. Yalnızca mendil düşürmek mi anlatırmış yüreğin tınılarını? Mendilin rengi de hislere tercüman olur, en güzel şekliyle dile getirirmiş söylenilmek istenileni. Kırmızı mendil vermek, kelimeleri yormaksızın ‘gönlüm sende’ demenin en güzel yolu olup, mendili almak da ‘sevdan kabulümdür’ anlamını taşırmış.

          Sevgilinin adının köşesine işlendiği deftermiş mendil. Askere giden delikanlının, yavuklusunun özlemini giderdiği, biraz sevgi biraz hasret kokan, menekşe renkli işlemelerle dolu narin bir defter. Bazen güneşli bir bayram sabahı, babaannenin pencereden odaya dolan aydınlığın altında, torunlarına uzattığı hediyenin zarif bir paketi niteliğini taşır, bazen de incelik göstergesi haline gelirmiş mendil. Yardıma muhtaç durumda olan insanlara yardım etmenin en içten paketi niteliğindeymiş aynı zamanda.

          Şıklıkmış mendil. Jilet gibi ütülenmiş takım elbisenin ceketinin cebini süsleyen, vazgeçilmez bir aksesuarmış. Mendil sallamak vedaların en hüzünlüsünü resmeder, düğünlerde komşuya mendil göndermek, en muteber davetli kılarmış onu.

      Ne kadar çok anlamı varmış mendilin diye düşündüm babaannem anlatırken. Şimdi mendil yalnızca kumaştan yapılmıyor. Hatta kumaş mendiller tedavülden kalktı bile denilebilir. Onun yerine tek kullanımlık kâğıt mendiller, kolonyalı mendiller girdi hayatımıza. Yalnızca mendilin hammaddesi değildi değişen. Yerine getirdiği işlevler de değişti; artık kırmızı mendil uzatmıyor gençler birbirine ya da hediyelerini mendil içinde sunmuyor babaanneler torunlarına. Şimdi mendil, Üsküdar’ın ana caddelerinde dolaşan çocukları anlatıyor. Çoğu zaman kirli olan yüzlerindeki umarsız tebessümle, çocuksu aymazlıklarını birleştiren ‘abla bir mendil alır mısın’ cümlesiyle, içimi acıtan, vaktinden önce büyümüş çocukları. Ve şimdi mendil, Beşiktaş vapur iskelesinin önünde, omzunda yılların yorgunluğunu taşıyormuş gibi öne doğru eğik duran, bakışlarıyla eve ekmek götürmek zorunda olduğunu söyleyen ak saçlı amcayı hatırlatıyor bana. Sahi size neyi hatırlatıyor mendil?

 

  

Yorum Yaz